Genel Sağlık-İş

Genel Sağlık-İş

Takip edenlerin bildiği gibi 9 Nisan 2016 günü Genel Sağlık-İş İzmir Şubesinin II. Olağan Genel Kurulu yapıldı.

Bu genel kurul sonucu ne olursa olsun benim gözümde sendikamız için bir kırılma noktasıydı.

2010 yılında kurulan Genel Sağlık-İş sendikasına 2012 yılının Eylül ayında kimse bana üyelik için gelmeden, üye olmam istemeden kendi araştırmam sonucu ulaştığım genel merkezine (o zaman henüz tek şubesi olan İzmir şubesi açılmamıştı) giderek üye oldum.

Üye olduğum gün yapılmakta olan üye toplantısına katıldım. İlk izlenimim “aynı amaç için biraraya gelmiş insanlar büyük bir nezaket ve saygı içerisinde birbirini dinliyor ve geleceğe dair büyük iddiaları var” şeklinde olmuştu. Aynı gün Torbalı Devlet Hastanesi işyeri temsilcisi yazım da yazıldı. Kısa bir süre sonra sağlık sorunlarım nedeniyle sendikaya gitme imkanım ortadan kalktığından 2014 yılının Ocak ayına kadar sürecek olan zorunlu bir ara vermiş oldum sendikal çalışmama.

Yanlış hatırlamıyorsam 31 Ocak 2014 günü katıldığım Şube Genişletilmiş Başkanlar Kurulu (siz onu yönetim kurulundan birkaç kişi ve birkaç da üye olarak okuyun) toplantısı ile sendikal aktivistliğimin ilk adımını atmış oldum. Tabi kafa karışıklığı olmaması için geçen sürede İzmir şubesinin açıldığını da yazayım. Her ne kadar İzmirde bir şube açılmışsa da aslında bu toplantılar genel merkez yöneticileriyle birarada yapılıyordu o yüzden gerçekte izmir şube neredeyse, genel merkezin Ankaraya taşındığı 2015 yılı Mart ayına kadar ayrı bir varlık ortaya koyamadı. Bahsettiğim bu toplantıda mevcut şube başkanı ile aynı düşünmediğim bir konuda tartıştım benimle benzer bir karşı çıkış yapan bir üye daha vardı toplantı bitiminde onunla daha fazla konuşmak için çay içmeyi teklif ettim sendikadan çıktık kemeraltında bir yerde iki saati aşkın konuştuk ortak tanıdıklarımız çıktı sohbet ilerledi samimi bir iletişim kurduk. Ama ben hâlâ nasıl hitap edeceğimi kestiremiyorum kadın koskoca 20 yıllık doktor, asistan, abla mı desem? Doktor hanım mı desem? Baktım çok içten bir insan madem ki aynı yola baş koymuşuz madem ki davamız emekçinin davası Muhteber abla dedim gitti.

Aylar boyu haftalık yapılan toplantılara katıldım. Yapılan bu toplantılarda genel de bir işin yapılmasına karar verilmesine karar verildi ve çoğu zaman o iş yapılamadı. Söz çok ama eylem yoktu. Ağızlarda hep bir “kurumsallaşma” miti dolaştı durdu o kadar çok tekrarlandı ki bu söz benim için artık anlamını yitirmiş, kelimenin içi boşaltılmıştı.

Geçen zamanda sendikanın görsel, afiş, web sitesi, kimlik kartı hazırlama, video düzenleme gibi elimden gelen işlerini özveriyle yaptım. Bunların yanında bir temsilci olarak asli işim olan örgütlenme faaliyetinde de bulundum ve sendikamızın tek üyesi olduğum Torbalıda yeni üyeler yapmaya başladım. Çalıştığım kurumda basın açıklamaları düzenledim. 2014’ün Eylül ayında genel merkez olağan genel kuruluna aday olacağımı açıkladım. haftalık toplantıların birisinde konu adaylıklara gelince Muhteber abla da aday olmak istediğini söyledi Genel Başkan Ali Gül konuyu geçiştirdi, ertesi hafta yine aynı konu konuşulduğunda sendikamız için tek liste olması daha iyi olur türünden cümlelerle Muhteber Abla ve benim adaylığım konusunda net bir fikir beyan etmedi. Sonraki bir toplantıda ben Muhteber abla da olmalı o sendikaya emek veriyor birikimli de birisi çıkışımdan sonra “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı”

Genel kuruldan birkaç gün önce Ali Gül beni arayarak; seni yanımızda görmek isteriz diyerek adaylık teklif etti ben de sevinçle kabul ettim. Ancak Muhteber abla yine adaylar arasında yoktu.

Ben oldum da ne oldu ki!

Seçim sabahı Ali Gül hazırladığı anahtar listede benim adımı çizip Onur arkadaşa oy verilmesi için üyeleri yönlendirmeye başlayınca ben Yönetim Kuruluna ancak 1. yedek olabildim. Seçimin ertesi günü önceden planlanan yeni bir ameliyat için hastaneye yattım ve 3 ay daha sendikadan uzak kaldım. Zaten sağlığım imkan verse Genel Başkan fırsat vermemişti “sendikaya yakın durmama” sendikaya emeğini veren, ve daha fazlasını da yapmayı amaçlayan birisini itmişti yaptıklarıyla.

Yerime seçilmesini sağladığı arkadaşımızın istifa etmesiyle çağrıldığım yönetim kurulunun ilk toplantısında (3 Ocak 2015) görev dağılımının yeniden yapılmasını istedim. Yapılan oylamayla Zekiye Bacaksız yeni genel başkan oldu. Bu görev değişiminin ardından Ali Gül ile birlikte hareket eden Mehmet Özdemir ve İbrahim Duran sendika yönetim ve çalışmalarına katılmaktan geri durdular öyle ki iş bırakma eylemlerini kararlarında 4. imzayı bulmakta zorlanmaya başlamıştık (tabi yönetim kurulunda daha pek çok sorun vardı).

Bu dönemde kağıt üzerinde Ankaraya taşınan sendika merkezinin gerçekten de Ankaraya taşınması sağlandı. Bu benim için defalarca koltuk değneği ardından da bastonla İzmir- Ankara arası seyahat demekti. Ali Gül yeniden başkan olabilmek için üyelerden olağanüstü genel kurul imzası toplamaya başladı. Nihayetinde 3 Ocaktan sonra hiç katılmadığı Yönetim Kurulu (YK) toplantılarına 21 Martta katılarak imzaları teslim etmek istedi sonra bundan vazgeçerek 4-3 çoğunluğu sağladığı YK da Olağanüstü Genel Kurul (OGK) kararı çıkarttı ve gitti.

OGK için hazırlıkları yaptığımız halde kendi istediği OGK dan vazgeçip bizim olmadığımız çağrısız bir YK düzenleyip görev değişikliği yaparak kendisini yeniden Genel Başkan yaptı ve OGK’dan vazgeçtiklerine dair bir karar aldı. Seçim Kuruluna başvurarak seçim kararını iptal ettirdi.

Devrik Genel Başkan Zekiye Bacaksız YK’nın bu karara imza atan üyesini kararından vazgeçirerek durumu eski haline getirdi ve seçim kuruluna yeniden başvurarak Ali Gül’ün kendi istediği OGK yı iptal ettiren kararının iptal olduğunu beyan ederek seçimin iptal edilmesi kararının iptalini sağladı ( evet çok komik değil mi?)

Genel Merkezde bunlar olurken İzmir Şube YK toplantı çoğunluğunu sağlayamadığı ve üyeler istifa ettiğinden 3. kişi başkanlık görevini yürütüyordu. Şube YK görevini yapamadığından olağanüstü genel kurul kararı aldı.

11 Nisan 2015’de İzmir Şubesi Gündoğdu isminin verildiği ve öncülüğünü Muhteber Ablanın yaptığı bir ekiple seçime girdi bu liste Ali Gül tarafından desteklenmediğinden karşısına VATAN EMEK CUMHURİYET ya da buna benzer uzun bir isimle bir liste çıkardı. Bu listenin iki adayı mevcut YK da da olan ve görev yapamadıklarını beyan ederek şubeyi OGK götüren karara imza atan isimlerdi. Seçimi Gündoğdu grubu kazandı. Ancak bu OGK olduğundan yeni seçilen yönetimin sadece 11 aylık bir görev süresi olacaktı.

İzmir Şubesinin seçiminin ardından genel merkez seçimleri için liste çalışmaları başladı mevcut tabloda başını Ali Gül’ün çektiği bir liste ve diğer tarafta da genel başkan Zekiye Bacaksızın başını çektiği bir liste çıkacaktı. Yazının bu kısmında iki ay öncesine dönüp Mart 2015 de yapılan başkanlar kurulundan bahsetmem gerekiyor. Mart ayında yapılan başkanlar kuruluna İzmir Şube başkanı ve il temsilcileri katılmıştı bu toplantı sonucunda şube başkanı ve temsilcilerin imzasıyla düzenlenen raporda Ali Gül başta olmak üzere YK çalışmalarına aktif katılmayan iş bırakma kararlarına imza atmayan veya geç imza atan YK üyeleri uyarılmıştı. O gün ortaya çıkan fikri yakınlaşma neticesinde öne çıkan temsilciler olmuştu. Yeniden şekillenecek Genel Merkez YK’nın bu isimlerden oluşması yönünde bir eğilim ortaya çıkınca yine Gündoğdu adının verildiği listenin Zekiye Bacaksız, Sezai Yeniay, Selçuk Önce, Reyhan Aydoğdu, Göksel Söğüt, Sinan Sevimli ve Ercan Küçükosmanoğlu’ndan oluşmasına karar verildi. Bu listede Muhteber abla da olmak istese de haksız bir şekilde “sen İzmir Şube Başkanısın aday olmamalısın” denilerek liste dışı bırakıldı. Liste üzerinde hemfikir olunduktan ve söz verildikten sonra. Zekiye Bacaksız “illerden tepki var” gibi dayanaksız bir gerekçe öne sürerek Göksel Söğüt ve Ercan Küçükosmanoğlu’nun adaylıklarına karşı çıktı. Yaptığımız birebir görüşmede “ben kendimi düşünmek zorundayım” dediğini (ispat edemeyecek olsam da) belirtmiş olayım. Yaşanan tarışmanın sonucunda Göksel Söğüt ve Ercan Küçükosmanoğlu’nun adaylığına engel olunda. Yaşananlara tepki olarak ben de adaylıktan çekildim.

OGK sonrası yürütmekte olduğum görevi teslim ederek İzmir şubede sade üye olarak çalışmaya başladım. İşyeri ziyaretlerine gittim, görsel hazırladım, web sitesi yaptım yani elimden ne geliyorsa yaptım.

Ancak Olmadı!

Dr. Kamil Furtun eyleminin haberini İzmir şube web sitesine girikten kısa bir süre sonra Zekiye Bacaksız tarafından kaldırıldığını farkettim, yeniden girdim yine kaldırıldı üçüncü turda dayanamayıp benim girdiğim haberi neden kaldırıyorsun diye sms attım. Bir sürü laf kalabalığından sonra haberin ne sakıncası var dedim yeniden girdim bu sefer silmedi. Mali sekreterlik görevini düzgün teslim etmediğimle ilgili sözleri kulağıma gelmeye başladı ardından bilgisayarlara şifre koyduğum iddiaları pek çok çirkinlik takip etti…

Kişisel engellemeler yerini şube faaliyetlerini engellemeye doğru evrildi, broşür basmak istedik genel merkez tarafından engellendi, bülten hazırlandık engellendi, iş bırakma kararı aldık alamazsınız dendi.

İzmir şubesi sendikacılık yapmak istiyor ama bizzat Genel Başkan ve Genel Merkez Yönetimince engel olunuyordu. Şube payları gecikmeli olarak gönderiliyor basılı yayın çıkarması engelleniyordu. Avukat ve sekreter alma talepleri reddediliyordu. Bunca engellemeye rağmen İzmir Şube yönetimi Olağan Genel Kurul tarihine ulaştı.

İzmir Şubesi II. Olağan Genel Kurulu

Artık öğrenmiştim, her genel kurul öncesi liste çalışması yapıldığını…

Bu seferde Mevcut yönetim kurulu yeni katılımlarla yine Gündoğdu listesiyle aday olduğunu açıkladı. Gündoğdu’nun karşısına ise İlkkurşun ismiyle bir liste çıktı. İlkkurşun ismine dikkatinizi çekmek isterim. İkkurşun: Hasan Tahsin’in Yunan askerine ilkkurşunu sıkmasından geliyor.

Yapılan kulislerden bu listenin Genel Merkez ve eski Genel Başkan Ali Gül tarafından desteklenen bir liste olduğuydu. Gerçekten de aday arkadaşlara baktığımızda bu birliktelik açıkça görülüyordu. Genel Merkezin bu konuda taraf olmamasını beklerdim öyle olmamıştı bu tarafgirliği genel kurul toplantısında net bir biçimde gördüm. Öyle ki Genel Başkan, ilkkurşun grubunun verdiği iki önergenin lehinde konuşmak için söz istedi.

Peki neydi bu iki önerge? İlki Genel Merkez Delege seçimin yapılmaması, ikincisi de bir yıl sonra yeniden şube olağan genel kurulu yapılmasıydı.

Ne acıdır ki ilkkurşun Genel Merkez için Şubenin delege seçmemesini istiyor ve bunun lehinde konuşma yapan Genel Başkan da çılgınca alkışlanıyordu. Ben de bu önergelerin aleyhinde konuşma yaptım. Konuşmam da özetle şube genel kurulunun görevinin tüzükte belirtildiği şekilde zorunlu organ ve delege seçmek olduğunu bunun sendikamızın anayasası olan tüzükte açıkça belirtildiği ve genel kurulun bunun yapılamaması yönünde bir karar alamayacağı şeklideydi. Yine konuşmamda bir yıl sonra yapılacak olan genel kurulun olağan olmayacağı olağanüstü genel kurulda da delege seçiminin yapılamayacağını söyledim. Genel kurulunun benim açımdan trajikomik anı; Konuşmaların bir yerinde divan’a delege için anahtar sayının olmadığını dolayısıyla kaç delege seçileceğinin bilinmediği söylenince Zekiye Bacaksızın evet yok diyerek durumdan gayet memnun olduğunu gösteren tebessümüydü. Sanırım o an şubenin yazıyla anahtar sayıyı istemesine rağmen bizzat kendisi tarafından bu sayının verilmediğini unutmuştu. Bırakın anahtar sayıyı o dönemde sendikanın toplam üye sayısını bile anahtar sayı belirlenemesin diye şubeye vermemişlerdi. Yani kendi yarattıkları krize seviniyordu Zekiye Bacaksız.

Aleyhte yaptığım ikinci konuşmada bir tüzük kurultayı yapılması gerektiğini belirttim. Delege seçiminin yapılmaması yönündeki önergenin oylanmaması gerektiğini şube genel kurulunun tüzüğü aşan bu kararı almaya yetkisinin olmadığını belirttim. Divanın bunu oylatması halinde hukuksuzluğa sebep olacağını anlatmaya çalıştım. Divan başkanının “Ben divana verilen her önergeyi oylatırım” demesi üzerine her önergeyi mi dedim. Evet deyince, Güneşin batıdan doğmasıyla ilgili önerge verilirse onu da oylatır mısınız dedim. Evet dedi ve oylattı sonuçta genel kurul 25’e karşı 20 oyla delege seçiminin yapılmamasını ve bir yıl sonra yeniden olağan genel kurula gidilmesine karar verdi. Bu karar yine ilkkurşun ekibi ve taraftarlarınca çılgınca alkışlandı.

Blok liste ile gidilen seçimde Gündoğdu listesi kırmızı kağıt, İlkkurşun listesi beyaz kağıtla katıldı. Seçimi 123’e karşı 94 oyla ilkkurşun listesi kazandı.

Her şeye rağmen ilkkurşun ekibini kutladım. Ben ve Gündoğdu listesinde bulunan arkadaşlarım tam salondan çıkarken ilkkurşun ekibinin “izmirin dağlarında çiçekler açar altın güneş orda sırmalar saçar bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar..” diyerek tempo tuttuğunu üzülerek işittim. Durdum baktım baktım baktım… Ne diyeceğimi bilemedim.

Hasan Tahsin ilkkurşun’u Yunan’a sıkmıştı. Bizim İlkkurşun’da bizleri denize dökmüştü.

Denize dökülen biz “düşman”lar, yarın bizi denize dökenlerle aynı masanın etrafında nasıl toplanacağız da sendikal mücadele vereceğiz?

Sahi şimdi kim kaybetti? Biz mi, Sendika mı?

Sezai YENİAY

10.04.2016

Pardus projesinin 2012 Ocak ayında sonlandırılmasından sonra yaşanan belirsizliğin ardından projenin teknik altyapı değişikliğiyle yoluna devam etmesine karar verildi. Normal şartlarda tamamladığım bu cümlenin ardından bir bağlantıya atıfta bulunurdum ama inanın İnternet’in derinliklerinde Pardus ile ilgili bu konudaki  bağlantıları aramak bile istemiyorum. Çünkü ben ve benim gibi pek çok kişi o süreçte çok üzüldü , kırıldı ve Pardus adını bile duymak istemedi ki hâlâ böyle hissedenlerin olduğunu biliyorum.

2012 Yılı bu belirsizlikle geçerken bazı Pardus severler başka dağıtımlara, bazıları da “yeni” Pardus’a geçiş yaptı geriye kalan kitle ise işimi göremeyecek duruma gelen kadar Pardus’ kullanmaya devam edeceğim derken çok az sayıdaki Pardus sever ise bir iddia ile ortaya çıktı “paketleri güncel tutacağız” Paketleri güncel tutma çalışmaları 2013 başlarında  Pardus’a özgü PİSİ , COMAR, YALI, KAPTAN gibi  teknolojileri kullanacak yeni bir Dağıtım oluşturmaya evrildi.

Tıpkı Pardus’un yıllar önce Gentoo’yu kuluçka dağıtım olarak kullanması gibi Özgün Pardus’un ardılı olan  bu yeni dağıtım da Pardus 2011.2 sürümünü kuluçka dağıtım olarak kullandı ve tıpkı ana rahmindeki bir cenin gibi bir süre sonra kalp atışları duyulmaya başlandı.

PisiLinux

PisiLinux

Yeni Dağıtımın Adı PisiLinux

Bir GNU/Linux dağıtımını diğerlerinden ayıran en önemli özelliği kuşkusuz kullandığı paket yönetim sistemidir.  Özgün Pardus’un en önemli özelliği de elbette diğer dağıtımlardan farklı olarak kendi paket yönetim sistemi olan PİSİ idi bundan dolayı yeni dağıtımın adı Pisi Linux oldu.

Çalışmalar sınırlı sayıda paketçinin çabalarıyla github üzerinde  sürdürüldü.  Paketler gözden geçirildi sürümleri güncel’e çıkarıldı, Pardus hata sistemine girilen yeni paket istekleri baz alınarak yeni paketler eklendi, Yalı içeriği güncellendi, Pisi’ye ihtiyaçlar gözönüne alınarak eklemeler yapıldı. Zahmetli ve uzun bir çalışmanın ardından geçtiğimiz Ağustos ayında ilk kararlı sürümü olan PisiLinux 1.0 yayınlandı.

29 Ekim 2014 günü yani Cumhuriyetimiz’in 91. Yıldönümünde ise güncellenen paketler 300 Mb geçtiği için ilk ara sürüm Pisilinux 1.1  sessiz sedasız yayınlandı. PisiLinux!u meydana getiren bu fedakâr ekip tıpkı iki yıldır yaptıkları gibi çalışmalarına sessiz sedasız devam ediyor…

Geçen iki yılda;

1- Kaderine terk edilen Pisi paketleri güncellediler.

2- Yeni paketleri depoya aldılar.

3- Yeni bir dağıtımı meydana getirdiler.

4- Pisi’ye yeni özellikler eklediler.

5- PisiLinux Topluluğunun temellerini attılar. Bu amaçla proje sayfası, Web Sitesi,  Forum, Hata Takip Sistemi,Yardım Kanalları‘nı hayata geçirdiler.

Bu tip blog yazıları genelde “etkin” destek çağrısı amacıyla yazılır ki ben de daha önce böyle birkaç yazı yazmıştım. Ancak bu sefer öyle değil.

Bu sefer sadece bir son kullanıcı olarak size PisiLinux’u sadece deneme amaçlı da olsa kurun kullanın demek için yazıyorum. PisiLinux 1.1 sürümünü indirin ve  önyargılarınızı bir kenara bırakarak kullanın. Bir bakın eğer işlerinizi yapamayacağınızı düşünürseniz de  kaldırın.  Bu seviyeye gelmiş olan Pisilinux artık sizden sadece kullanılmayı ve hak ettiği değeri görmeyi bekliyor.

Daha önce defalarca Linux dağıtımları kurdunuz kaldırdınız bir kez daha yapabilirsiniz haydi!

Sürüm Çıkış Târihi İndirme Bağlantısı
Pisi Linux 1.1 KDE  29.10.2014
Pisi Linux 1.0 KDE  14.08.2014
Pisi Linux 1.0 LXDE 14.08.2014
Pisi Linux 1.0 XFCE 14.08.2014
Pisi Linux 1.0 Minimal 14.08.2014

Bu bir “aman ne iyi insanlarız” yazısı değildir.

Türkiye’deki Suriyeli göçmenler sorunu, Suriye’de son hız devam etmekte olan iç savaş ve artan göçmen sayısıyla birlikte her geçen gün trajik bir boyut kazanıyor. Dışişleri Bakanlığı Eylül ayında Suriyeli sığınmacı sayısının 500 bini geçtiğini duyurmuştu. Bugün bu rakamın 700 bini geçtiğinden bahsediliyor. Bunların 200 bine kadarı geçici barınma merkezlerinde, diğer 400 bin kişi ise, kayıt dışı halde, çeşitli şehirlerde kiraladıkları evlerde, dükkânlarda, barakalarda veya parklarda hayata tutunmaya çalışıyor.


Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye ilk kez bu denli büyük bir kitleye ev sahipliği yapıyor. Bundan önce Bulgaristan, Bosna, Arnavutluk gibi Balkan ülkelerinden Türkiye’ye gelen göçmenler oldu. Ancak ortak kökene dayanıldığı fikri, bunların yurdun çeşitli bölgelerinde iskân ettirilmesi ve Türk vatandaşlığı hakkının kısa sürede verilmesi yoluyla toplumla bütünleşmeleri nispeten sorunsuz gerçekleştirildi. .


Oysa Suriyeli göçmenlerin durumu tümüyle farklı bir süreci ve dinamikleri içinde barındırıyor. Her şeyden önce, bu insanlar göçmen değil, sığınmacı statüsünü taşıyor. Dolayısıyla, vatandaşlık kanununda göçmenler için tanınan 5 yıl ikamet sonrasında vatandaşlığa geçebilme olanağının Suriyeli göçmenler için işlemesi pek olası değil.

Suriyeli göçmenler bugün Türkiye’nin neredeyse her bölgesine dağılmış durumda. Kayıt dışı oldukları için, devletten herhangi bir yardım almıyorlar. Bunun için sigortasız ve kayıt dışı işlerde çok düşük ücret karşılığında çalışmakta, Suriye’ye nazaran kendilerine astronomik ölçüde pahalı gelen (Örneğin; 1 TL’ye karşılık gelen 70 Suriye lirasıyla Suriye’de 10 ekmek alınabilir) yaşam şartlarıyla mücadele etmekteler. Bu şartlar altında yanlarında getirdikleri bir miktar para da kısa bir süre içinde eriyerek, onları başka çözümler üretmeye sevk ediyor.

Ev sahibi” olma düşüncesinin topluluk içinde yarattığı dayanışma, sonradan aralarına katılan grubun oradan kovulması için temel oluşturuyor.” (1)

Yukarıda alıntıladığım yazı aslında çoğu şeyi anlatıyor. İyi bir durum tespitiyle işe başlamanın uygun olacağını düşündüm. İçinde yaşadığımız ilçe coğrafyamızın gerçeklerinden çokta uzakta değil aksine ülkemizin pek çok bölgesinden daha fazla iç içeyiz olanlarla.

Torbalı geride bıraktığımız yüz yılda savaşlarla ve ardından mübadele ile pek çok insanını kaybettiği gibi daha fazla insana da yuva oldu. Kurtuluş savaşının ardından Yunanistan ile yapılan mübadele anlaşmasıyla (2) İlçemize gelen göçmenler yoğun olarak Muratbey Mahallesine yerleştiler ve o an Torbalı’nın yerleşik halkı (Köylerden ovaya inen Yörükler) göçmenleri sevmediler,istemediler (Devletin göçmenlere verdiği tarım aletlerine zarar verdiler) bu göçü günümüzü etkileyen ilk göç dalgası olarak kabul edersek ikinci dalgayı 1950’li yıllarda Denizli’den gelenler oluşturdu. Ki Torbalı halkı (Yörükler ve Göçmenler) onları da sevmedi Allahın Davazlısı (Çoğunluk Denizli’nin Tavas ilçesinden gelmişti) dediler. Davazlılar ilçenin genellikle Yedi Eylül mahallesi olmak üzere görece dağınık bir şekilde yerleştiler. Üçüncü göç dalgası 1970’ler de Ödemişten gelenlerle oldu. Elbette onlarda yerlilerin (Yörükler,Göçmenler,Davazlılar) sevgilerinden(!) nasiplerini aldılar kırsalda kıyıda köşede alabildikleri arsalarda gecekondularını yaptılar onlarda hayata tutundular. Dördüncü dalga bunların en büyüğüydü 1990’lı yıllarda Doğu ve Güneydoğuda yaşanan çatışmanın/terörün tarafı ya da karşıtı olsun olmasın zarar gören Zaza ve Kürtler soluğu diğer metropollerle beraber İzmir limanının art bölgesi olması sebebiyle hem sanayi hem de tarım alanında iş imkanlarının olduğu Torbalı’da aldılar. Yoğun olarak o zaman henüz ortada olmayan Şimdinin Atatürk Mahallesine yerleştiler ki Torbalı Halkı (Yörük,Göçmen,Davazlı,Ödemişli) onları da sevmedi. Artık onlar “Allahın Kürtleri”ydi.

Ve Onlar geldi

Suriyelilerin gelişiyle beraber beşinci göç dalgasını da yaşıyoruz. Süreç devam ediyor çünkü hem gelişler hem de geri dönüşler yaşanmakta. Malesef elimizde sağlıklı bir veri bulunmuyor. Devletin bu konuda yaptığı tek işlem hastaneye başvuran Suriyeli sığınmacıların kayıtlarını Emniyete bildirmek.

Aslında onlar bu dünyanın hem vatansız, hem de kayıtsız insanları. Büyük bir kısmının Suriye vatandaşlığı da bulunmuyor. Bazılarının sınır illerimizin valiliklerince verilen tanıtıcı kartları var, çok azının pasaportu bulunuyor. İsimleri muğlak, çünkü Suriye vatandaşı da olmayanların (büyük çoğunluğu Kürt) adları bu güne kadar ne Arap ne de latin alfabesiyle bir yere yazılmamış yerel ağızla söylenişten ibaret bir hitap sadece, nüfus belgesi olanların da Arap alfabesinden Latin’e çevrilmesinde sorunlar daha doğrusu kaymalar oluyor o’lar u, k’lar g, ı’lar i olabiliyor. Pasaportu olanlarda ise durum daha farklı onların isimlerinin latin alfabesiyle yazılışı var ancak o da ingilizce telaffuzuyla olduğu için gerçek ismin seslerini vermiyor örneğin Arapça ve Türkçe’de aynı olan Muhammed ismi pasaportta Moummed olarak yazıyor.

Sığınmacıların pek azı akrabalarının (özellikle Mardinden Torbalıya gelen)  yanında kalıyor, geri kalan ezici çoğunluğun ise Torbalı’da herhangi bir akrabası bulunmuyor muhtemelen ellerindeki son paraları Ülkemizin batı illerine gelebilmek için harcadılar.

Gelmek yetmiyor, tutunmak gerek. Onlarda ellerinden geleni yapıyorlar ancak yetmiyor. Resmi makamların da yukarıda bahsettiğim kayıt işlemi dışında bilinen herhangi bir çalışması bulunmuyor. Sivil toplum örgütleriyse şimdilik yardım etmeye çalışma aşamasındalar sadece nasıl yardım yapacaklarını araştırıyorlar, üzülüyorlar Halkımız (Yörük,Göçmen,Davazlı,Ödemişli,Kürt) da sağolsun geçen yüz yıl içerisinde yaşadıklarını unutup yerli olmanın “Ev sahibi” olmanın kibrine kapılmış durumda. En son göç dalgasının yaşandığı Atatürk Mahallesinde Suriyeli sığınmacılara kiralık ev vermiyorlar ( Evet parasıyla ev kiralayamıyorlar) Daha düne kadar naylon çadırda kalanlar “Öteki”leri yani Suriyeli sığınmacıları naylon çadırlara mahkum ediyorlar. Yine düşene bir tekme de ben atayım diyen yurdum insanı Suriyeli sığınmacıları ucuz tarım işçisi olarak çalıştırıyor (Kadın yevmiyesinin 37 TL olduğu bir zamanda 10-15 TL ye çalıştırıyorlar). Şanslı(!) olanlar, bir kaç aile 30-40 m2 lik dükkanlarda kalıyorlar. Zanaatkar olanların bazıları da yine ucuz olmak şartıyla sanayi’de iş bulabiliyor.

Henüz hissedilen bir asayiş sorunu oluşturmuyorlar ancak direnme takatlerinin bittiği ve bölgeyi yavaş yavaş tanıyıp dil sorununu aştıklarında kirli işler için aranan insanlar olacaklar ne denilse yapacaklar (kaybedecek bir şeyi olmayanın korkması için bir nedende yok). Fuhuş konusunda da bir etkinliğin olduğunu duymadım olduğunu da sanmıyor. Tabi bu bizi sevindirmemeli bunun nedeni sığınmacıların daha sınır illeri (Hatay, Şanlıurfa, Gaziantep’)ndeyken satılmış olması olmalı.

İlçemizdeki Suriyeli sığınmacıların sayısı konusunda bir tahminde bulunmak gerekirse, bu sayı iki bin , üç bin arasında olmalı. Evet Son iki yılda bu sayıda bir kitle aramıza karıştı ama onları görmüyoruz aslında onlar varken yok olanlar, kimsenin saymadığı, kayıt altına almadığı, evlerini kiraya vermediği, yüzüne bakmadığı, farkedenlerin de üç kuruşa çalıştırdığı geleceğin kızgın, kırgın, kriminal “öteki” yurttaşları.

Bir şeyler yapmalı!

Tüm bunlar olurken yeterli olmasa da iyi şeyler de oluyor;

Mart Ayı ortalarında Suriyeli sığınmacılara giyim yardımı yapmaları için rehberimde kayıtlı 140 kişiye bir çağrıda bulundum.

Çağrıma olumlu yanıt veren adları bende saklı 19 kişiden toplanan aşağıda dökümü bulunan 936 Adet malzeme 9 Çadırda kalan yaklaşık 50 Suriyeli sığınmacıya ulaştırıldı.

SURİYELİ SIĞINMACILARA YARDIM MALZEMELERİ ENVANTERİ
ERKEK ERKEK (ÇOCUK) KADIN KADIN (ÇOCUK)
ADET ADET ADET ADET
AYAKKABI 9 19 AYAKKABI 21 10
YAZLIK 72 45 BAŞÖRTÜSÜ 17
KIŞLIK 76 79 ÇANTA 6
PANTOLON 51 KIŞLIK 66 53
İÇ ÇAMAŞIRI 32 YAZLIK 109 68
KRAVAT 5 ÇORAP 13
İÇ ÇAMAŞIRI 14 13
BATTANİYE 3
ÇARŞAF 23
OYUNCAK ÇOK🙂
LİF 5
MONT 11
KEMER 4
SU BARDAĞI 12
ÇORAP 68
BANYO HAVLUSU 4
EL HAVLUSU 16
TABAK 4
ÇAY BARDAĞI 8

Elbette bunların yeterli ve kalıcı bir çözüm olduğu söylenemez ancak kişisel insiyatifle yapabildiklerimiz bundan ibaret.

Yardım çağrıma olumlu yanıtın %13 civarında kalması üzücü ,bu süreçte duyduklarım hâlâ geçen yüzyıldaki anlayışın devam ettiğini göstermesi açısından önemli olsa da daha üzücüydü;

– Onlar Osmanlıyı sırtından vuranlar değil mi?

– Biz kurtuluş savaşı yaptık kaçmadık, onlar da kaçmasalardı.

– Suriyelilere vereceğime çöpe atarım daha iyi.

– Buraya niye geldiler, başka yer mi yoktu, bize güvenip de mi geldiler.

– Allah’ın gücüne gitmesin ama Suriyelilerden hiç haz etmiyorum ( Bunu söyleyen Kadın, Kürt, Türbanlı, AKP’li – Bir dönemin ötekisi-)

– Yardım edince ne olacak kıymet bilecekler mi? Yarın başımıza bela olacaklar.

Tüm bunlara rağmen yine de bir şeyler yapılabilir, yapmalıyız.

Öncelikle;

  1. Barınma şartlarının daha insani hale getirilmesi,

  2. Kişisel ve ev hijyeninin sağlanması,

  3. Tüm sığınmacıların Türkçe öğrenmesinin sağlanarak iletişim sorununun ortadan kaldırılması,

  4. Eğitim çağındaki çocukların eğitimlerinin sağlanması,

  5. Ucuz iş gücü olmalarının önüne geçilmesi.

Bunların Torbalı’daki tüm sığınmacılara ulaşarak yapabilmemiz mümkün değil ancak en azından yardımları ulaştırdığımız 9 çadırda kalan yaklaşık 50 kişilik sığınmacı topluluğuna elimizden geldiğince yardımda bulunabiliriz.

Yaptıklarımız başkalarına örnek olur umudunu taşıyorum.

Yardımlarını esirgemeyenlere hesap vermek amacıyla yazdığım bu yazıyı sabırla okuyanlara teşekkür ederim.

Dipnot: Bir abimizin çabasıyla Giysi yardımı yapılan ailelere Nisan ayı başında gıda yardımı da yapılmıştır.

En dip not: Bakış açımda katkısı olan Hayati Vurmuş abime selam olsun.

1- http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=1058 

2-http://tr.wikisource.org/wiki/1923_T%C3%BCrkiye-Yunanistan_N%C3%BCfus_M%C3%BCbadelesi_Anla%C5%9Fmas%C4%B1

Wiki Kurtarma

Posted: 09/02/2014 in ozgurlukicin, Pardus, PisiLinux

Pek çok seçkin kişinin emekleriyle meydana getirilen Pardus-wiki geçtiğimiz yıl sorumsuz bir şekilde yayından kaldırıldı.

Yukarıda okuduğunuz cümle; içerisinde yüzlerce maddeyi, bu maddelerin yazılması, güncellenmesi uğruna harcanan binlerce saati, onca emekten sonra pardus-wiki’nin bir çırpıda internet’in derinliklerinde yok edilmesinin yarattığı üzüntü ve kırgınlığı anlatmaya yetmiyor, kurulacak diğer cümleler de yetmeyecek!

Pardus 2011 sürümünün sonlandırıldığının açıklandığı 2012 Ocak ayından sonra bunların başımıza geleceğini anlamış bir şeyler yapmanın derdine düşmüştük. Pardus-wiki’de yetki istedik alt tarafı bir yetki, vermediler!

Gün bu gün oldu. Pardus’un ardılı olan Pisi Linux özverili bir ekip tarafından oluşturuldu. Yalnız kaldılar yılmadılar, emek verdiler Pisi Linux’u mevcut haline getirdiler ve daha iyisini yapabilmek için  çalışmaya devam ediyorlar.

==PisiLinux Wiki==

Pisi Linux kullanıcılarının yardımına koşması amacıyla bir wiki sayfası açıldı. Henüz yolun başında, insan gücü sınırlı (şimdilik aktif çalışan 3 kişi). Sıfırdan bir wiki oluşturmak bu şartlarda çok zor.

==Wiki Kurtarma==

Keşke Pardus Wiki’sine ulaşmak mümkün olsa da oradaki maddeleri Pisi Linux Wiki’sine aktarsak. Ne güzel olurdu.

İşte bu noktada interneti arşivleyen  https://archive.org/web/  ve LibreOffice Writer imdadımıza yetişti. Biz yavaş, yavaş elimizden geldiğince maddeleri taşımaya başladık. Size nasıl yaptığımızı anlatmaya çalışacağım;

https://archive.org/web/ sayfasındaki arama kutusuna http://tr.pardus-wiki.org  yazıyoruz.

web arşiv arama kutusu

web arşiv arama kutusu

* Arama sonucunda açılan sayfada arşivlendiği tarihler takvim üzerinde koyu renkli olarak gösteriliyor.

* En yakın tarihi seçiyoruz.  Açılan sayfada Pardus-Wiki’nin o anki görüntüsüne ulaşıyoruz.

* Taşımak istediğimiz maddeye bağlantıları tıklayarak ulaşıyoruz.

Örneğin Atölye içinde yeralan ActionsAPI maddesini taşıyalım

* Madde içeriğini kopyalıyoruz.

webarsiv2

* LibreOffice Writer sayfasına yapıştırıp Dosya > Dışa aktar’ı tıklayıyoruz. Açılan pencerede dosya adını yazıp, Filtrele kısmından da MediaWiki (txt) ‘yi seçip kaydediyoruz.

LibreOffice Writer Dosya>Dışa aktar

LibreOffice Writer Dosya>Dışa aktar

* Pisi Linux Wiki’sinin arama bölümüne oluşturmak istediğimiz maddeyi Pardus Wiki’deki adıyla aynı olmasına özen göstererek aratıyoruz. Doğal olarak henüz oluşmamış madde için “Bu vikide “Deneme” sayfasını oluştur!”  gibi bir yazı çıkacak. Yazıdaki kırmızı renkli bağlantıyı tıklayıp açılan sayfadaki yazım bölümüne MediaWiki(txt) formatında kaydettiğimiz dosyanın içeriğini kopyalayıp, yapıştırıyoruz.

webarsiv4

* Kaydet deyip maddeyi oluşturuyoruz.🙂

==Sorunlar==

Herşey güllük gülüstanlık değil elbette. Bahsettiğim yöntem taşıma işini biraz kolaylaştırıyor ancak bazı eksikleri de yok değil?

* Görseller taşınamıyor. Yeniden eklenmesi gerekiyor.

* İç ve dış bağlantılar kırılıyor. Adreslerin önüne web.arshive.org…. adresi ekleniyor. [[maddeadı ]]şeklinde olması gereken iç bağlantılar [URL maddeadı] şekline dönüşüyor. Bağlantıların yeniden düzenlenmesi gerekiyor.

* Şablonlar henüz Pisi Linux Wiki’sinde bulunmadığı için görüntülenemiyor.

* Tablolar bozuluyor. Yeniden oluşturulması gerekiyor.

==Son==

* Bildiğiniz daha pratik bir yöntem varsa bizimle paylaşabilir

* Wikimizdeki maddelerin “Kırmızı’dan” Mavi’ye” dönmesine yardımcı olabilirsiniz.

General Mobile Discovery

General Mobile Discovery

Yaklaşık iki yıldır kullandığım T20 (Huawei U8650) marka model akıllı telefonum ömrünün sonuna geldiği için yeni telefon arayışına başladım. Çoğu yurdum insanı gibi gönlümde yatan daha doğrusu sağda solda duyduğum ve fiyatı da  yüksek olduğu için iyi olacağını düşündüğüm telefonlardan birisi olan Samsung Galaxy S4 almaya niyetlendim. Tabi ki isteklerimizle yapabileceklerimiz her zaman uyuşmuyor. Telefona iki bin liraya yakın para veremeyeceğimden bu ihtiyacımı elimdeki telefonum tamamen kullanılamaz hale gelene kadar öteledim.

Geçen hafta T20 min beyin ölümü gerçekleşince arayışım yeniden alevlendi. Gelin görün ki ne kadar para o kadar köfte ilkesinin geçerli olduğu piyasa koşullarında aradan geçen iki üç aylık  sürede değişen bir şey olmayınca biraz da marka merakından ( evet kabul ediyorum  33 yaşıma gelmiş olsam da bu böyle) yeniden Samsung S4 almaya niyetlendim. Arkadaşlarıma telefon alacağımı söyleyince içlerinden biri General Mobile Discovery den bahsetti o zamana kadar adını bile duymamıştım (Lanet olsun içimdeki marka merakına insanı kör ediyor) discovery için Galaxy S4 gibi dedi.

-Yazının bundan sonrasını Samsung Galaxy S4 alacaklar ya da almış olupta savunuculuğunu yapacaklar  okumasın çünkü bende param olsa düşünmeden öyle yapardım. Niyetim benim gibi  telefona ayıracak o kadar parası olmayanlara yardımcı olmak,bir yarışın içine girmek değil ( Küfürlü yorumlar yazmasanız sevinirim).-

İnternette Discovery yi araştırmaya başladım sizlerinde kolaylıkla ulaşacağı ve belkide ulaştığı çoktan okuyupizlediği bağlantılara ulaştım. İncelemelerin bazılarının taraflı olması, yapılan bazı yorumların hakaret ve hatta küfürler içermesi üzücüydü  bir incelemeyi bile beceremiyoruz yazık. İnsan ister istemez işe kıyaslamayla başlıyor  ödemekten kurtulacağı yaklaşık bin lira için nelerden vazgeçeceğini görmek istiyor. Bende öyle yaptım hepsiburada.com  aracılığıyla yaptığım kıyaslamada ortaya çıkan farklar şöyle*;

(*)  Hepsinde aynı olan satırları (örn. entegre flaş hepsinde var.)  sildim.

Ayırt Edici Özellikler
General Mobile Discovery 16 GB699 TL Apple iPhone 5 16 GB ( Siyah )1949 TL Samsung i9500 Galaxy S41699 TL
İşletim Sistemi  Android 4.2 (Jelly Bean) iPhone OS Android 4.2.2 (Jelly Bean)
İşlemci Kapasitesi  1,2 GHz Quad Core 1.2 GHz Dual Core 1.6 GHz Quad Core
RAM Kapasitesi  1 GB RAM 1 GB RAM 2 GB RAM
Arttırılabilir Hafıza
Var Yok Var
Ekran Boyutu  4.7″ 4,0″
Ekran Tipi  ips LED-backlit IPS TFT Süper AMOLED
Kamera Çözünürlüğü  8.0 Megapixel 8.0 Megapixel 13,1 Megapixel
NFC  Yok Yok Var
Pil Gücü  1800 mAh 1400 mAh 2600 mAh
Ekran Çözünürlüğü  720 x 1280 Pixel 640 x 1136 Pixel 1080 x 1920 Pixel
Hafıza Kartı Tipi  Micro SD Micro SD
Kamera Zoom  8x 4x
 Güç Özellikleri
 Bekleme Süresi 

225 saate kadar

Konuşma Süresi   8 saate kadar
Pil Türü  Li-Ion Li-Po Li-Ion
 Genel Özellikleri
 Çift Hatlı 

Var ( Tek İşlemcili )

Yok

Yok

Boyutlar  68,4 x 137 x 7,59 mm 123.8 x 58.6 x 7.6 mm 136.6 x 69.8 x 7.9 mm
Ağırlık  125 gr 112 g 130 gr
Java Desteği  Var Yok Var
Ses Kayıt   Yok Yok Var
Sesli Arama  Yok Var Var
Zil Tipi  Polifonik , Monofonik , MP3 Polifonik , MP3 Polifonik , Monofonik , MP3
Paket İçeriği  Şarj Cihazı, Data Kablosu, Kulaklık Data Kablosu, Ev Şarj Adaptörü, Kulaklık Batarya,Data kablosu,Şarj cihazı, Kulaklık, Kullanma Kılavuzu , Garanti Belgesi

İlk bakışta göze çarpan farklar (iphone almayı zaten düşünmüyordum fikir vermesi için yazdım S4 ile karşılaştıracağım) işlemci gücü, kamera çözünürlüğü, ekran çözünürlüğü, ram ve pil gücü diğerleri benim için çok anlamlı özellikler değildi. Çokta düşünmedim ve almaya karar verdim.

İnternetten sipariş verdim elime ulaşması 6 günü buldu. Bunun nedeni Türkiye distribütörü olan Telpa’dan ürünün temin edilememesi olarak açıklandı piyasada zor bulunduğuna dair birkaç yazıda hatırlıyorum demek ki durum bir kaç ay öncesinden pekte farklı değil.

Sıkıldığınızı tahmin ediyorum buraya kadar yazdıklarım zaten sizin bildiklerinizdi, asıl merak edilen telefon elime geçtiğinde edindiğim izlenim sanırım.

Telefonu kutusundan çıkardığımda Galaxy s4’e benzetilmeye çalışılmış çakma bir şeyle karşılaşacağımı düşünüyordum. Ama öyle olmadı görünümü oldukça şık ve ele yakışan bir duruşu var oldukça ince, hızlı açılan bir telefon. Ekranı gözü yormuyor, öntanımlı temaları gayet şık, geldiği halinde bazı yerelleştirme eksikleri vardı ancak güncellemeyle bu sorun ortadan kalktı. Kurulu gelen uygulamalarda bir aşırılığa gidilmemiş sizi sıkan ve silinmeyen, reklam içeren uygulamalar yok,olması gereken kararda bırakmışlar. Kullanıcı dostu bir menüye sahip.

Storeoid adında kendine has bir uygulama marketi var ama ben bir anlam veremedim çünkü zaten Google Play de olan uygulamaları içeriyor ve hiçbiri indirilemiyor (en azından ben başaramadım). Forumlarda karşılaştığım bir konuda FM radyosuydu daha önceden steroid de bulunan radyo uygulaması artık bulunmuyor ancak Google Play’de Discovery FM Radyo diye aratırsanız uygulamaya ulaşabilirsiniz.

Arka kapağı kaygan bir yüzeye sahip ve çok ince güven vermiyor,düşürmemeye çalışın kapağının kalitesi 20 tl ye aldığım kılıftaki kapakla aynı, ses ve açma kapama tuşunun sağ tarafta olması kullanım zorluğu yaşatıyor solakların daha kolay kullanabileceğini düşünüyorum ama alışıyor insan.

En önemli konulardan birisi olan Pil ömrüne gelince; Diğer telefonlardan çokta farklı sayılmaz diğerlerinde olduğu gibi Discovery’de de interneti, kamerayı yoğun kullanacak ve telefonu sürekli elinizin altında tutup el alışkanlığı ekranı açıp kapatacaksanız şarj aletini de yanınızdan ayırmayın derim. Pil %100 den %50 ye çok hızlı düşüyor sonra düşme hızı yavaşlıyor telefonu yoğun kullandığım ilk iki gün sekiz saatte pili tükendi sabah evden çıkarken şarjdan çıkarırsanız ucu ucuna akşama eve dönünceye kadar yetebilir yani diğerlerinde olduğu gibi discoveryye de bir sürü özellik koymuşlar ama onları kullanmaya yetecek pili henüz yapamamışlar nerede o  şarjı bir hafta giden telefonlar :).

General Mobile Discovery’den memnunum size de tavsiye ederim. Görünümünü merak edenler için bir kaç ekran görüntüsünü aşağıya ekliyorum. Kullanılan görselleri ben çektim🙂  kullanmak isteyenler için bağlantılarını da ekliyorum. Umarım yazım faydalı olur.

Şüphesiz ki; Günlük yazıp faydalı olmayı @nyucel ve @zekibildirici ‘den öğrendik.

Görseller :

Kilit Ekranı :

https://sezaiyeniay.files.wordpress.com/2013/11/28-11-2013-13.jpg

Masaüstü :

https://sezaiyeniay.files.wordpress.com/2013/11/28-11-2013-7.jpg

Menü      :

https://sezaiyeniay.files.wordpress.com/2013/11/img_20131125_192606.jpg

General Mobile Discovery Kilit Ekranı

General Mobile Discovery Kilit Ekranı

General Mobile Discovery Masaüstü

General Mobile Discovery Masaüstü

General Mobile Discovery Menü

General Mobile Discovery Menü

Özgür yazılım toplulukları ve özgür yazılıma ilgi duyan herkese ;

Yayınlandığı günden geliştirilmesinin durdurulduğu 2012 yılına kadar GNU/Linux dağıtımları arasında kendisine önemli bir yer bulan Pardus GNU/Linux dağıtımının ardılı olarak
2012 yılı içerisinde çalışmalarına başlayan ve Pardus GNU/Linux dağıtımına özgü teknolojileri devam ettirmeyi amaçlayan Pardus-Anka çalışması geçen zaman içerisinde Paketleri güncel
tutma çabasının ötesinde bir hal alarak yepyeni bir dağıtım haline gelmiştir.

Pardus-Anka GNU/Linux dağıtımı tamamen gönüllü geliştiricilerinin omuzlarında özverili bir çalışmayla yürütülmektedir. Maddi bir kazanç beklentisi içerisinde olmayan geliştiriciler
zaman ve bilgilerinin izin verdiği oranda katkıda bulundukları çalışmalarını siz değerli özgür yazılım gönüllüleriyle beraber yürütmeyi istemekteler.

Sizlerde bilgi ve zamanınız ölçüsünde Pardus-Anka GNU/Linux dağıtımının gelişimine katkıda bulunabilirsiniz. Özgür yazılım felsefesine uygun olarak çalışmalarımız tam bir şeffaflık içerisinde
yürütülmektedir. Yaygın programlama dillerine hakim , özgün pardus teknolojilerine aşina ya da pisi paket yapımı konusunda bilgi sahibiyseniz Pardus-Anka GNU/linux sizi destek olmaya
çağırıyor.

Pardus-Anka GNU/Linux dağıtımı çalışmalarını www.github.com/pardus-anka üzerinde gerçekleştiriyor.
Kullanıcıları frenode üzerinde #pardus-anka kanalında yardımlaşıyor.
geliştiricileri frenode üzerinde #anka-develop kanalında buluşuyor.
hata kayıtlarını bugs.pardus-anka.org adresinde kabul ediyor.

http://www.ozgurlukicin.org/haber/etkin-destek-cagrisi/

Pardus danışma kurulunun bir üyesi olarak Pardus yönetiminin toplantının yapıldığı 29/06/2012 tarihinden bu yana yapılması planlanan e-posta üzerinden tartışmaya devam edip kurulun yapısını ve ilk kararlarını alması konusunda  herhangi bir yazı yazmamış olmasına üzülürken bir başka önemli gelişmeyi malesef twitter üzerinden öğrendim.(1)

Pardus yönetimi ODTÜde sektör firmalarıyla bir toplantı yapmış ve Pardus’u anlatmışlar tabi anlatılan bu Pardus benim yeni pardus olarak adlandırdığım debian tabanlı pardus daha doğrusu pardus görünümlü debian.

Twitter üzerinden Orçun Madran’ın twitinde  firmalara bir çağrı yapıldığı  (2) söylenmesine rağmen çözüm ortağı olan firmalarında toplantıyı twitterdan duyduklarını öğrenmiş bulunuyorum. Nedenini de şu twitten anlamak mümkün “Bizi yönetmek isteyen firmalarla çalışmak istemiyoruz”(3)

YÖNETMEK ?

Benim açımdan toplantının en önemli açıklaması bu. Bildiğiniz gibi Danışma kurulunun ilk toplantısında TÜBİTAK yönetimiyle kurul üyelerinin çoğunluğu pisi den vazgeçilerek debian tabanlı olarak pardus’un yoluna devam etme kararının hem alınma yöntemine hemde teknik gerekçeleri konusunda fikir ayrılığına düşülmüş ve toplantı dişe dokunur bir karar alamadan dağılmıştı. Aradan geçen iki haftada da TÜBİTAK ve içerisinde göç ortakları temsilcisinin de bulunduğu bir kurul’un arasında herhangi bir iletişim kurulmadığı da düşünüldüğünde   Sayın Abdullah EROL’un “bizi yönetmek isteyen firmalarla çalışmak istemiyoruz” cümlesinin ne anlama geldiğini anlamak güç değil. Bir noktayı daha belirteyim bugün Kurul üyelerinden Necdet Yücel  Kurul üyelerinin tamamını cc listesine eklediği mailinde danışma kurulunun durumunu sormuş aradan geçen yaklaşık 6 saate rağmen hala bir cevap verilmemiştir.

Ben herkese açık olan bu platfordan bir kaç soru sormak istiyorum.

1- Danışma kurulu pardus hakkında bir karar vermeyecekse süreci yönetip yönlendiremeyecekse varlığının fonksiyonu ne olacak?

2- Danışma kurulunda en önemli tartışma pisi den vazgeçilmesi kararı üzerinde dönmüş ve “bundan önceki sözleşmelere zarar vermeyecek şekilde karar alır” gibi bir cümleyle pardus’un yeniden pisi ile yoluna devam etme umudu korunurken neden hala Debian tabanlı Pardus ile toplantılar yapılıyor?

3- ODTÜ de yapılan toplantıya göç ortakları neden çağrılmadı?

4- TÜBİTAK gerçekten Danışma kurulunu istiyor mu?

 

1- https://twitter.com/orcunmadran/status/223363550607970305

2 – https://twitter.com/orcunmadran/status/223372970184290305

3- https://twitter.com/orcunmadran/status/223371146412834816