‘Anlatamadıklarım’ Kategorisi için Arşiv

İçimizdeki Suriyeliler

Yayınlandı: 11/04/2014 / Anlatamadıklarım

Bu bir “aman ne iyi insanlarız” yazısı değildir.

Türkiye’deki Suriyeli göçmenler sorunu, Suriye’de son hız devam etmekte olan iç savaş ve artan göçmen sayısıyla birlikte her geçen gün trajik bir boyut kazanıyor. Dışişleri Bakanlığı Eylül ayında Suriyeli sığınmacı sayısının 500 bini geçtiğini duyurmuştu. Bugün bu rakamın 700 bini geçtiğinden bahsediliyor. Bunların 200 bine kadarı geçici barınma merkezlerinde, diğer 400 bin kişi ise, kayıt dışı halde, çeşitli şehirlerde kiraladıkları evlerde, dükkânlarda, barakalarda veya parklarda hayata tutunmaya çalışıyor.


Cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye ilk kez bu denli büyük bir kitleye ev sahipliği yapıyor. Bundan önce Bulgaristan, Bosna, Arnavutluk gibi Balkan ülkelerinden Türkiye’ye gelen göçmenler oldu. Ancak ortak kökene dayanıldığı fikri, bunların yurdun çeşitli bölgelerinde iskân ettirilmesi ve Türk vatandaşlığı hakkının kısa sürede verilmesi yoluyla toplumla bütünleşmeleri nispeten sorunsuz gerçekleştirildi. .


Oysa Suriyeli göçmenlerin durumu tümüyle farklı bir süreci ve dinamikleri içinde barındırıyor. Her şeyden önce, bu insanlar göçmen değil, sığınmacı statüsünü taşıyor. Dolayısıyla, vatandaşlık kanununda göçmenler için tanınan 5 yıl ikamet sonrasında vatandaşlığa geçebilme olanağının Suriyeli göçmenler için işlemesi pek olası değil.

Suriyeli göçmenler bugün Türkiye’nin neredeyse her bölgesine dağılmış durumda. Kayıt dışı oldukları için, devletten herhangi bir yardım almıyorlar. Bunun için sigortasız ve kayıt dışı işlerde çok düşük ücret karşılığında çalışmakta, Suriye’ye nazaran kendilerine astronomik ölçüde pahalı gelen (Örneğin; 1 TL’ye karşılık gelen 70 Suriye lirasıyla Suriye’de 10 ekmek alınabilir) yaşam şartlarıyla mücadele etmekteler. Bu şartlar altında yanlarında getirdikleri bir miktar para da kısa bir süre içinde eriyerek, onları başka çözümler üretmeye sevk ediyor.

Ev sahibi” olma düşüncesinin topluluk içinde yarattığı dayanışma, sonradan aralarına katılan grubun oradan kovulması için temel oluşturuyor.” (1)

Yukarıda alıntıladığım yazı aslında çoğu şeyi anlatıyor. İyi bir durum tespitiyle işe başlamanın uygun olacağını düşündüm. İçinde yaşadığımız ilçe coğrafyamızın gerçeklerinden çokta uzakta değil aksine ülkemizin pek çok bölgesinden daha fazla iç içeyiz olanlarla.

Torbalı geride bıraktığımız yüz yılda savaşlarla ve ardından mübadele ile pek çok insanını kaybettiği gibi daha fazla insana da yuva oldu. Kurtuluş savaşının ardından Yunanistan ile yapılan mübadele anlaşmasıyla (2) İlçemize gelen göçmenler yoğun olarak Muratbey Mahallesine yerleştiler ve o an Torbalı’nın yerleşik halkı (Köylerden ovaya inen Yörükler) göçmenleri sevmediler,istemediler (Devletin göçmenlere verdiği tarım aletlerine zarar verdiler) bu göçü günümüzü etkileyen ilk göç dalgası olarak kabul edersek ikinci dalgayı 1950’li yıllarda Denizli’den gelenler oluşturdu. Ki Torbalı halkı (Yörükler ve Göçmenler) onları da sevmedi Allahın Davazlısı (Çoğunluk Denizli’nin Tavas ilçesinden gelmişti) dediler. Davazlılar ilçenin genellikle Yedi Eylül mahallesi olmak üzere görece dağınık bir şekilde yerleştiler. Üçüncü göç dalgası 1970’ler de Ödemişten gelenlerle oldu. Elbette onlarda yerlilerin (Yörükler,Göçmenler,Davazlılar) sevgilerinden(!) nasiplerini aldılar kırsalda kıyıda köşede alabildikleri arsalarda gecekondularını yaptılar onlarda hayata tutundular. Dördüncü dalga bunların en büyüğüydü 1990’lı yıllarda Doğu ve Güneydoğuda yaşanan çatışmanın/terörün tarafı ya da karşıtı olsun olmasın zarar gören Zaza ve Kürtler soluğu diğer metropollerle beraber İzmir limanının art bölgesi olması sebebiyle hem sanayi hem de tarım alanında iş imkanlarının olduğu Torbalı’da aldılar. Yoğun olarak o zaman henüz ortada olmayan Şimdinin Atatürk Mahallesine yerleştiler ki Torbalı Halkı (Yörük,Göçmen,Davazlı,Ödemişli) onları da sevmedi. Artık onlar “Allahın Kürtleri”ydi.

Ve Onlar geldi

Suriyelilerin gelişiyle beraber beşinci göç dalgasını da yaşıyoruz. Süreç devam ediyor çünkü hem gelişler hem de geri dönüşler yaşanmakta. Malesef elimizde sağlıklı bir veri bulunmuyor. Devletin bu konuda yaptığı tek işlem hastaneye başvuran Suriyeli sığınmacıların kayıtlarını Emniyete bildirmek.

Aslında onlar bu dünyanın hem vatansız, hem de kayıtsız insanları. Büyük bir kısmının Suriye vatandaşlığı da bulunmuyor. Bazılarının sınır illerimizin valiliklerince verilen tanıtıcı kartları var, çok azının pasaportu bulunuyor. İsimleri muğlak, çünkü Suriye vatandaşı da olmayanların (büyük çoğunluğu Kürt) adları bu güne kadar ne Arap ne de latin alfabesiyle bir yere yazılmamış yerel ağızla söylenişten ibaret bir hitap sadece, nüfus belgesi olanların da Arap alfabesinden Latin’e çevrilmesinde sorunlar daha doğrusu kaymalar oluyor o’lar u, k’lar g, ı’lar i olabiliyor. Pasaportu olanlarda ise durum daha farklı onların isimlerinin latin alfabesiyle yazılışı var ancak o da ingilizce telaffuzuyla olduğu için gerçek ismin seslerini vermiyor örneğin Arapça ve Türkçe’de aynı olan Muhammed ismi pasaportta Moummed olarak yazıyor.

Sığınmacıların pek azı akrabalarının (özellikle Mardinden Torbalıya gelen)  yanında kalıyor, geri kalan ezici çoğunluğun ise Torbalı’da herhangi bir akrabası bulunmuyor muhtemelen ellerindeki son paraları Ülkemizin batı illerine gelebilmek için harcadılar.

Gelmek yetmiyor, tutunmak gerek. Onlarda ellerinden geleni yapıyorlar ancak yetmiyor. Resmi makamların da yukarıda bahsettiğim kayıt işlemi dışında bilinen herhangi bir çalışması bulunmuyor. Sivil toplum örgütleriyse şimdilik yardım etmeye çalışma aşamasındalar sadece nasıl yardım yapacaklarını araştırıyorlar, üzülüyorlar Halkımız (Yörük,Göçmen,Davazlı,Ödemişli,Kürt) da sağolsun geçen yüz yıl içerisinde yaşadıklarını unutup yerli olmanın “Ev sahibi” olmanın kibrine kapılmış durumda. En son göç dalgasının yaşandığı Atatürk Mahallesinde Suriyeli sığınmacılara kiralık ev vermiyorlar ( Evet parasıyla ev kiralayamıyorlar) Daha düne kadar naylon çadırda kalanlar “Öteki”leri yani Suriyeli sığınmacıları naylon çadırlara mahkum ediyorlar. Yine düşene bir tekme de ben atayım diyen yurdum insanı Suriyeli sığınmacıları ucuz tarım işçisi olarak çalıştırıyor (Kadın yevmiyesinin 37 TL olduğu bir zamanda 10-15 TL ye çalıştırıyorlar). Şanslı(!) olanlar, bir kaç aile 30-40 m2 lik dükkanlarda kalıyorlar. Zanaatkar olanların bazıları da yine ucuz olmak şartıyla sanayi’de iş bulabiliyor.

Henüz hissedilen bir asayiş sorunu oluşturmuyorlar ancak direnme takatlerinin bittiği ve bölgeyi yavaş yavaş tanıyıp dil sorununu aştıklarında kirli işler için aranan insanlar olacaklar ne denilse yapacaklar (kaybedecek bir şeyi olmayanın korkması için bir nedende yok). Fuhuş konusunda da bir etkinliğin olduğunu duymadım olduğunu da sanmıyor. Tabi bu bizi sevindirmemeli bunun nedeni sığınmacıların daha sınır illeri (Hatay, Şanlıurfa, Gaziantep’)ndeyken satılmış olması olmalı.

İlçemizdeki Suriyeli sığınmacıların sayısı konusunda bir tahminde bulunmak gerekirse, bu sayı iki bin , üç bin arasında olmalı. Evet Son iki yılda bu sayıda bir kitle aramıza karıştı ama onları görmüyoruz aslında onlar varken yok olanlar, kimsenin saymadığı, kayıt altına almadığı, evlerini kiraya vermediği, yüzüne bakmadığı, farkedenlerin de üç kuruşa çalıştırdığı geleceğin kızgın, kırgın, kriminal “öteki” yurttaşları.

Bir şeyler yapmalı!

Tüm bunlar olurken yeterli olmasa da iyi şeyler de oluyor;

Mart Ayı ortalarında Suriyeli sığınmacılara giyim yardımı yapmaları için rehberimde kayıtlı 140 kişiye bir çağrıda bulundum.

Çağrıma olumlu yanıt veren adları bende saklı 19 kişiden toplanan aşağıda dökümü bulunan 936 Adet malzeme 9 Çadırda kalan yaklaşık 50 Suriyeli sığınmacıya ulaştırıldı.

SURİYELİ SIĞINMACILARA YARDIM MALZEMELERİ ENVANTERİ
ERKEK ERKEK (ÇOCUK) KADIN KADIN (ÇOCUK)
ADET ADET ADET ADET
AYAKKABI 9 19 AYAKKABI 21 10
YAZLIK 72 45 BAŞÖRTÜSÜ 17
KIŞLIK 76 79 ÇANTA 6
PANTOLON 51 KIŞLIK 66 53
İÇ ÇAMAŞIRI 32 YAZLIK 109 68
KRAVAT 5 ÇORAP 13
İÇ ÇAMAŞIRI 14 13
BATTANİYE 3
ÇARŞAF 23
OYUNCAK ÇOK 🙂
LİF 5
MONT 11
KEMER 4
SU BARDAĞI 12
ÇORAP 68
BANYO HAVLUSU 4
EL HAVLUSU 16
TABAK 4
ÇAY BARDAĞI 8

Elbette bunların yeterli ve kalıcı bir çözüm olduğu söylenemez ancak kişisel insiyatifle yapabildiklerimiz bundan ibaret.

Yardım çağrıma olumlu yanıtın %13 civarında kalması üzücü ,bu süreçte duyduklarım hâlâ geçen yüzyıldaki anlayışın devam ettiğini göstermesi açısından önemli olsa da daha üzücüydü;

– Onlar Osmanlıyı sırtından vuranlar değil mi?

– Biz kurtuluş savaşı yaptık kaçmadık, onlar da kaçmasalardı.

– Suriyelilere vereceğime çöpe atarım daha iyi.

– Buraya niye geldiler, başka yer mi yoktu, bize güvenip de mi geldiler.

– Allah’ın gücüne gitmesin ama Suriyelilerden hiç haz etmiyorum ( Bunu söyleyen Kadın, Kürt, Türbanlı, AKP’li – Bir dönemin ötekisi-)

– Yardım edince ne olacak kıymet bilecekler mi? Yarın başımıza bela olacaklar.

Tüm bunlara rağmen yine de bir şeyler yapılabilir, yapmalıyız.

Öncelikle;

  1. Barınma şartlarının daha insani hale getirilmesi,

  2. Kişisel ve ev hijyeninin sağlanması,

  3. Tüm sığınmacıların Türkçe öğrenmesinin sağlanarak iletişim sorununun ortadan kaldırılması,

  4. Eğitim çağındaki çocukların eğitimlerinin sağlanması,

  5. Ucuz iş gücü olmalarının önüne geçilmesi.

Bunların Torbalı’daki tüm sığınmacılara ulaşarak yapabilmemiz mümkün değil ancak en azından yardımları ulaştırdığımız 9 çadırda kalan yaklaşık 50 kişilik sığınmacı topluluğuna elimizden geldiğince yardımda bulunabiliriz.

Yaptıklarımız başkalarına örnek olur umudunu taşıyorum.

Yardımlarını esirgemeyenlere hesap vermek amacıyla yazdığım bu yazıyı sabırla okuyanlara teşekkür ederim.

Dipnot: Bir abimizin çabasıyla Giysi yardımı yapılan ailelere Nisan ayı başında gıda yardımı da yapılmıştır.

En dip not: Bakış açımda katkısı olan Hayati Vurmuş abime selam olsun.

1- http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=1058 

2-http://tr.wikisource.org/wiki/1923_T%C3%BCrkiye-Yunanistan_N%C3%BCfus_M%C3%BCbadelesi_Anla%C5%9Fmas%C4%B1

Reklamlar

gerçek yanlış

Yayınlandı: 07/09/2011 / Anlatamadıklarım

Şimdi evde bilgisayarın karşısında olacağıma , olmam gereken yerde olmalıyım ama biliyorum ki olmam gereken yerde olmam, olması gerekenin olmasını sağlamaya yetmeyecek. Kahretsin ki öyle, kaybetmişim 26 yıl önce . Şimdi tarihe not düşmüş olayım. 😦

yine

Yayınlandı: 13/11/2010 / Anlatamadıklarım

Yalnız 😦

yarım

Yayınlandı: 29/04/2010 / Anlatamadıklarım

Bu gün her şey yarım kaldı.

fena halde karmaşık

Yayınlandı: 20/03/2010 / Anlatamadıklarım

Acıtıyormuş kabullenmek,vazgeçmek,değiştirememek.

Kendini kandırmak , ağır abi olmak , oyalanacak planlar kurmak gerekiyormuş.

Herkesle dost , herkesle arkadaş ama tek başına kalmak , yolların ayrıldığını bilmek üzüyormuş.

duygu dünyamdaki tadilat nedeniyle bu hafta kapalıyım.

Hepimiz bu muyuz?

Pardus’a yeni bir yazı tipinin pisi paketini yaparak katkıda bulunmak ve özgürlükiçin tema bölümüne de ekleyerek topluluğun beğenisine sunmak için , internette arama yaparken http://www.surpkrikorlusavoric.com/arm_font.htm sayfasına ulaştım. Sayfa da anlayamayacağım alışık olmadığım yazılar ile karşılaşmayı beklerken hatta google translate ‘in ermenice desteği olup olmadığını düşünmeye başlamışken, sayfanın ortasında “Ermenice Yazı Tipleri “ yazısıyla karşılaşmak mutlu etmişti beni.

Daha sonra web sayfasının “ Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi” nin resmi web sayfası olduğunu öğrendim. Bu daha da güzeldi çünkü ilk aklıma gelen indireceğim yazıtiplerinin Türkçe karakterleri de destekleyebileceğiydi. Hatta İstanbul’da bulunan kiliseye bir e-posta gönderip hem  Pardus’tan bahsedecek hem de yazıtipinin pisi paketi için izin almamda yardımcı olmalarını isteyecektim. Ancak böyle olmadı  http://www.surpkrikorlusavoric.com/download/winkojianfonts.zip ın içinden çıkan BORDER.TTF dosyasına bakınca şu sorular geçti aklımdan

Hepimiz Türk müyüz?

Hepimiz Ermeni mi?

Hepimiz insan mıyız?

ben mi Çok iyi niyetliyim/safım ?

onlar mı kötü niyetli ?

yazık.

BORDER.TTF İçeriği ;

ermenice1

Kardeşlerim ;
Hocalı katliamını önemsemediğimiz için,
Acılarınıza ortak olmadığımız için,
Kardeşle bir olmak varken , Okyanus ötesine tabii olduğumuz için,
Haklarınızı Uluslararası alanda savunamadığımız için,
Ulusal politikaları belirlemekten aciz, çözüm adına her şeyi yüzüne gözüne bulaştıran sıkıştığında da geri adım atan bir fikri iktidar yaptığımız için,
Hepimiz Azeri olamadığımız için
özür diliyoruz.